BİR VAAZ HÂTIRASI

Hakkı ŞENER sairimam01@hotmail.com

 

 

Yaklaşık beş yıl vazife yaptığım bir kasabadan şehir merkezindeki bir camiye tayin olmuştum. Aradan birkaç yıl geçti. Kasabada vazife yaptığım yıllarda orada yaşayan bir arkadaşla şehirde karşılaştık. Selâmlaşıp merhabalaştıktan sonra bir çay ocağına geçtik. Birer çay söyledikten sonra, aramızda hoş bir muhabbet başladı. Hayatın akışı, çoluk çocuğun gelecek kaygısı, geçim telâşı, hâtıralar derken mevzu bir hayli derinleşti. Bir ara dedi ki: 

 

“–Hocam, sizinle ilgili unutamadığım bir hâtıram var.”

 

“–Hayırdır inşâallah, umarım kötü bir hâtıra değildir.”

 

“–Yok yok kötü olsa anlatır mıyım?”

 

“–Eee madem mevzuyu açtın, devam et o zaman, meraklandım şimdi…”

 

“–Bir gün camide vaaz ediyordunuz; sevgiden, kardeşlikten, affedici olmanın güzelliğinden, küs durmanın kötülüğünden bahsettiniz. İki hadîs-i şerif okudunuz. Birisi şuydu: 

 

“Her pazartesi ve perşembe günü ameller Allâh’a arzolunur. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi dışında Allâh’a şirk koşmayan her kulun günahları bağışlanır. (Meleklere);

 

«–Siz şu iki kişiyi birbiriyle barışıncaya kadar tehir edin!» buyurulur.” (Müslim, Birr, 36. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Edeb, 47)

 

Bir de;

 

«Akrabasıyla münasebetini kesen bir topluluğa rahmet inmez.» (Kenzü’l-Ummâl, III, 367) demiştiniz.

 

Ben de o günlerde bir komşumla kavga etmiştim. Küsüşmüştük. Kendi kendime dedim ki; 

 

«Demek ben şimdi duâ etsem duâm semâya çıkmayacak, bulunduğum yere rahmet inmeyecek. Hemen gidip o komşumla barışmalıyım…» 

 

Namazdan çıkar çıkmaz doğruca komşumun kapısına vardım. Adam beni görünce kapıyı öfkeyle açtı;

 

«–Yine mi sen!» diyerek söze başlarken dedim ki:

 

«–Dur, kavgaya gelmedim. Az önce camide hoca bir vaaz etti, seninle mutlaka barışmam gerektiğine karar verdim. Daha evime gitmeden sana geldim. Kusura bakma, hakkını helâl et! İnşâallah bir daha bu duruma gelmeden meselemiz varsa hallederiz. Bundan sonra küsüşmek yok. Sen, benim kardeşimsin. Kardeşler arasında dargınlık olmaz!»

 

Adam şaşırdı, az önce kavgaya hazır bir hâlde kapıya gelen komşu, söylediklerim karşısında eridi aktı sanki. Ardından;

 

«–Allah Allah, bu hoca ne dedi ki, sen böyle yumuşayıp kapıma kadar geldin? Hakkım varsa helâl olsun. Ben de masum sayılmam, sen de hakkını helâl et.» dedi, sarıldık, helâlleştik. 

 

İşte o vaazını unutamıyorum.” 

 

Yıllar sonra böyle bir hâtırayla karşılaşmak beni de çok etkiledi. Söylediğim bir sözün yüreklere tesir etmesinden ben de memnun oldum. 

 

Ne diyordu Yûnus Emre: 

 

Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı, 

Söz ola ağulu aşı,

Bal ile yağ ede bir söz.

 

Din hizmeti yapan kardeşlerime bu vesileyle seslenmek istedim. Verdiğimiz vaazlar, hutbeler, sohbetler kim bilir hangi gönüllerde ne tesirler uyandırıyor. Kendimizi ve vazifemizi basit görmeyelim. 

 

Rabbim sözlerimize tesir halk eylesin.