ALLÂH’IM HUZUR LUTFET!

Prof. Dr. Mustafa CANLI canli20@hotmail.com

 

BİR HADİS:

عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ وَعَنْ أَب۪ي سَع۪يدٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَا :
قَالَ رسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : 

»لَا يَقْعُدُ قَوْمٌ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ إِلَّا حَفَّتْهُمُ الْمَلَائِكَةُ ، وَغَشِيَتْهُمُ
 الرَّحْمَةُ وَنَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّك۪ينَةُ ، وَذَكَرَهُمُ اللّٰهُ ف۪يمَنْ عِنْدَهُ«

 

Ebû Hüreyre ile Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallâhu anhümâ-’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 

“Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekler onların etrafını sarar; Allâh’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekînet iner ve Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över.” (Müslim, Zikr, 39)

 

BİR MESAJ: 

 

“Şerefli ve kıymetli mü’min kardeşim! Huzurlu bir gönle sahip olmak için gayret göster!” 

 

 

“Bilesiniz ki gönüller ancak Allâh’ı zikrederek huzura kavuşur.”
(er-Ra‘d, 13/28)

The Blue Mosque, (Sultanahmet Camii) with pink tulips, Istanbul, Turkey

Arapça kökenli bir kelime olan huzur kelimesi; Türkçemizde hazır olma, şimdi ve burada olma, yerleşik olarak yaşama, göçebe olmama, rahatlık ve âsâyiş gibi mânâlara gelmektedir. Huzur terimi, derin mânâları ihtivâ eden bir terimdir. Sekînet, sükûnet, huşû, itmi’nân gibi terimler, huzur terimiyle yakından ilgili terimlerdir. 

 

Huzur duymak, huzurlu olmak, huzurda bulunmak, huzûra çıkmak gibi ifadeler vardır. Huzurlu olmak insanın içiyle barışık olmasıdır. İçiyle barışık olan insan, kötü sözlerden kötü davranışlardan uzak kalır. 

 

Her an kendini Allâh’ın huzûrunda hissetmek, O’nu hatırdan çıkarmamak, insana huzur verir. Muhammed Pârsâ Hazretleri şöyle buyurur: 

 

“Kendi evinde iken, her an Hakk’ın huzûrunda olduğunu biliyorsan; Mekke’ye varınca da kendini Hakk’ın huzûrunda bulursun.”

 

Her insan huzur bulmak ister ve huzur arayışı içerisine girer. Aslında insan, huzur getireceği düşüncesiyle veya huzurlu olmak beklentisiyle bir koşturmaca içerisinde olur. Kimileri mal mülk sahibi olur veya süslenir püslenir arz-ı endâm eder, öyle huzur bulacağını zanneder. Kimileri itibarlı makamlara gelmekten hoşnut olur. Ancak her seferinde umduğunu bulamaz, hattâ huzur getireceğini zannettiği şey daha da huzursuzluk getirir. Gönlü yine boş, yine boştur.

 

Bu belki de huzur kelimesini mutlu olmak veya zevk almak ifadeleri ile karıştırdığımız için böyledir. Mutluluk kelimesi huzur kelimesinin yanında çok kısır kalıyor. Çünkü huzurda sekînet var, sükûnet var. Hususiyetle kalp huzuru tabir ettiğimiz hâl, bambaşka bir hâldir. Bunu tarif etmek zordur; çünkü yaşanır, hissedilir.

 

Hâlbuki huzur bulmak ile mutlu olmak arasında veya hususiyetle zevk almak arasında dağlar kadar fark vardır. İnsan; lezzetli bir yemek yer, anlık zevk alır ve mutlu olur. Huzur hâli ise yerleşik bir hâldir. Huzur kelimesinin mânâları arasında göçebe olmama mânâsı vardır. Yani yerleşik olmak, bedevî olmamak medenî olmak… 

 

İNSANA GERÇEK MÂNÂDA NE HUZUR VERİR?

 

Bir fert olarak veya bir cemiyet olarak neyin huzur vereceğini iyi tespit etmek çok ehemmiyet arz eder. Çoğu zaman neyin kendimize gerçek mânâda huzur vereceğini bilemiyoruz. Meselâ, en lüks arabaya binmek gerçek mânâda insana huzur verir mi? Veya altın ve gümüş kaplamalarla tezyin edilmiş, denize nâzır bir villâ insana gerçek mânâda huzur verir mi? İnsan; en leziz yiyecekleri yese, evlilik olmadan karşı cinsiyle beraber olsa gerçek huzuru elde edebilir mi? Edemez, mümkün değil. Bu ve buna benzer şeyler, insana gerçek mânâda huzur vermekten fersah fersah uzaktırlar. 

 

Yüce kitâbımız Kur’ân-ı Kerim’de bizi yoktan vâr eden Rabbimiz, bizim ne ile huzur bulacağımızı şöyle ifade buyurmaktadır:

 

“Bilesiniz ki gönüller ancak Allâh’ı zikrederek huzura kavuşur.” (er-Ra‘d, 13/28) 

 

Dolayısıyla zikir insana huzur verir. Zikir; Allâh’ı anmak, O’nu hatırdan çıkarmamaktır. Allâh’ı hatırlatan her şey bir zikirdir ve insana huzur verir. Serlevha hadîs-i şerîfimizde de belirtildiği gibi zikir yapılan yere sekînet iner. Sekînet; itmi’nâna kavuşmak, telâştan kurtulmak, temkin sahibi, ağırbaşlı ve vakarlı olmak, iç huzura kavuşmak gibi mânâlara gelmektedir. 

 

Sekînet, Cenâb-ı Hakk’ın kalplere lutfettiği bir huzur hâlidir. Âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: 

 

“Îmandaki yakînlerini iyice artırsınlar diye, mü’minlerin kalplerine sekîneti indiren O’dur.” (el-Fetih, 48/4)

 

Kur’ân insana huzur verir. İsrâ, Sûresi’nin 82. âyet-i kerîmesinde Kur’ân-ı Kerîm’in mü’minler için bir şifâ ve rahmete vesile olduğu ifade edilmektedir. Dolayısıyla Kur’ân, kalplere şifâdır, Kur’ân kalbe huzur verir.

 

Fahr-i Kâinât Efendimiz’in bir sıfatı da «Tabîbü’l-kulûb»tür. Yani «Kalplerin Doktoru». Dolayısıyla sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, çorak gönüllere şifâdır. O’nun hikmet dolu sözleri, tertemiz hayatı insana huzur verir, hayat verir. Eğer O’nun yaşadığı gibi bir hayat yaşarsak, dünya ve âhiret huzuru elde ederiz.

 

İslâm’da huzur vardır. Îmanda huzur vardır. Müslüman olmak, îman dairesine girmek, insana tarifi mümkün olmayan bir huzur verir. Kur’ân ve sünnet yolundan gitmek, insana huzur verir.

 

Nefis tezkiyesi insana huzur verir. Zaten esasen insan huzur bulmak için nefis tezkiyesi yapar. Cami insana huzur verir. 

 

Sâlih ve sâliha bir eş insanın huzur kaynağıdır. Hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur: 

 

“Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: 

 

(Sâliha) kadınlar

 

•Güzel koku ve 

 

•Gözümün nûru namaz.” (Nesâî, İşretü’n-Nisâ, 1)

 

Görüldüğü üzere sevgili Peygamberimiz; yukarıdaki sözünde, dünyadan kendisine sevdirilen şeyler arasında namaza ayrı bir yer vermiştir. Zira namaz;
mü’minin mîrâcıdır, namaz mü’minin huzur kaynağıdır.
 Onun için Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, namaz vakti geldiğinde Bilâl -radıyallâhu anh-’a; 

 

 

“–Erihnâ yâ Bilâl! (Ey Bilâl, bizi -ezanla- feraha kavuştur.)” buyururdu(Ebû Dâvûd, Edeb, 78) Yani;

 

“Ey Bilâl! Haydi ezan oku da gönlümüze huzur veren namazı kılalım!” 

 

Namaz, Allâh’ın huzûrunda olmaktır. Onun için namaz insana huzur verir. Huşû içinde kılınan bir namaz, insana huzur verir. Huzurla kılınan bir namaz bizi kötülüklerden alıkoyar. Âyet-i kerîmede şöyle buyurulmaktadır: 

 

“Namazı da dosdoğru kıl! Çünkü bütün şartlarına riâyet edilerek hakkıyla kılınan namaz; insanı her türlü hayâsızlıktan, dînin ve aklın kabul etmediği şeylerden alıkoyar.” (el-Ankebût, 29/45) 

 

Eğer bir kişi, hem bir yandan namaz kılıyor bir yandan da yalan söylüyorsa; o kişi kıldığı namazdan huzur bulamaz, bu namaz da kişiyi gerçek anlamda kurtuluşa erdiremez.

 

Çocuklar, insana huzur verir. Aile, insanın huzur kaynağıdır, kişinin kendini güvende hissettiği yerdir. Allah Teâlâ’ya kulluk içerisinde olan bir aile, insana ne kadar huzur verir. 

 

Bunların dışında mü’mine huzur veren birçok husus vardır. Meselâ, iyilik yapmak insana huzur verir. Duâ huzur verir. Sükût huzur verir. Sabır ve şükür mü’mine huzur verir Doğruluk huzur verir. Yalanda huzur yoktur. Rasûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur: 

 

“Şüpheliyi bırak, şüphe vermeyene bak. Zira gönül, (sözde ve işte) doğruluktan huzur, yalandan şüphe duyar.” (Tirmizî, Kıyâmet, 60) 

 

Beden, hastalıklardan sâlim olursa huzur bulur. Kin, nefret, kıskançlık, öfke gibi mânevî hastalıklardan sâlim olursa kalp, selîm olur Mahşer gününde hitap, bu selîm kalbe sahip olanlaradır. 

 

“O gün ne mal fayda verir, ne de evlât. O gün ancak Allâh’ın huzûruna tertemiz bir kalple gelenler kurtulur!” (eş-Şuarâ, 26/88-89)

 

Huzurun asıl mekânı kalptir. Onun için kalbin huzur bulması ehemmiyetlidir. Kalp huzurlu olursa, bütün beden huzurlu olur. Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

 

“Bilin ki! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki; o, iyi (doğru ve düzgün) olursa, bütün vücut iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki! O, kalptir.” (Buhârî, Îmân, 39)

 

Gözün, kulağın huzuru… Göz, mâlâyânîye takılmamalı. Çünkü mâlâyânî huzuru bozar, sekînet hâline zarar verir.

 

Dünyada huzurlu olmak, âhirette huzurlu olmak… Mü’min eğer dünyada Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde yaşarsa, hem dünyada hem de âhirette huzurlu olur.

 

Müreffeh toplum hedefi, bütün devletlerin ulaşmak istediği en mühim hedeflerden biridir. Cemiyetlerin huzuru fertlerin huzuruna bağlıdır. 

 

Huzurlu fertler, huzurlu aileler, huzurlu cemiyetler…

 

Rabbimiz; kalplerimize, aile yuvalarımıza, cemiyetlerimize, ülkemize ve bütün İslâm âlemine huzur lutfetsin!

 

Âmîn…