DAYANMA GÜCÜMÜZ

H. Kübra ERGİN hkubraergin571@gmail.com

 

Meşhur hadîs-i şerifte, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisine yatak temin etmeyi teklif eden sahâbesine verdiği cevapta; bu dünyadaki hâlini, binekli bir yolcunun, ağaç altında dinlenmek için biraz konaklamasına benzetmiştir. (Tirmizî, Zühd, 44)

 

İmam Tirmizî bu hadîs-i şerîfi dünya malına değer vermemek, sade yaşamak mânâsına gelen «Zühd» kitabına kaydetmiştir. Bu hiç şüphesiz mühim bir tespittir. Bir yolcu, nasıl ki yolda yanına alacağı eşyasını ve azığını hazırlarken çok dikkatli davranır, kendisine lüzumsuz yere yük olacak bir şeyi yanına almazsa; insan, bu dünyada asıl maksadına yaramayan hiçbir şeyi kendine yük etmemelidir. 

 

Esasen birçok yönden, insanın dünya hayatından geçip gidişini bir yolculuğa benzetmek mümkündür. İnsanın türlü türlü hâllerden geçtiği, çeşitli ruh hâllerine konup göçtüğü bu hayatı bir benzetme ile anlatmak için en uygun misal yolculuktur. 

 

İnsan bu yolculuğa, bebeklik durağından kalkan bir binekle başlar. Yolculuğun bu ilk safhasında bütün yükü anne-babası çeker, o her şeyden habersizdir. Hattâ hayatının ilk üç-dört yılını hatırlamaz bile. Hâfızası oluşmadığı için veya dil gelişimi müsait olmadığı için bu yaşlar hatırlanmaz ama insanın kişiliğinde çok derin izler bırakır. 

 

Çocukluk durağına geldiği zaman; artık hayatın hep bir eğitim, gelişme, ilerleme hâli olduğunu anlamaya başlar. Öğrenmesi gereken çok şey vardır. Öğrenebilmek- öğrenememek bir endişe sebebidir, gerginlik kaynağıdır, rahatsız bir hâldir. 

 

Yolculuk hâli de rahatsız bir hâldir: 

 

“Dünyada rahat yoktur.” (Ahmed İbn-i Hanbel, Zühd, s. 128) 

 

Yolcu; yolunda ilerleyemez, maksuduna ulaşamaz, yarı yolda kalırsa, bu bir hüsrandır. 

 

Çocukluk menzilinden ergenlik durağına kadar, tâlim terbiye yolunda iyi bir ilerleme kaydeden yolcu, hayata iyi bir başlangıç yapmış sayılabilir. Çünkü yolculuğun asıl zor kısmı şimdi başlayacaktır. Buraya kadarında kalem kalkmıştır, mes’ûliyet yoktur. Bedava bir deneme sürüşüdür. Şimdi yapıp yapmadıklarından mes’ul tutulacağı bir dönem başlayacaktır. Hem de keskin virajlı, sarp yokuşlu, yol ayrımlarıyla imtihanlı bir parkurdur bu.

 

Mü’min için de dünyada her şey bir imtihandır. Bu imtihandan selâmetle geçmek için; doludizgin arzularla, sonunu düşünmeden koşuşturmak uygun değildir. 

 

Modern zamanların va‘dettiği hız ve haz araçlarına alışkın, sabırsız bir ruh, bu virajlarda yoldan çıkabilir. Bu ergenlik çağının tehlikeli virajını selâmetle almak için; tam uygun bir hızda, daha çok da sakin, kararlı ve temkinli adımlarla yol katetmek îcap eder. 

 

Bu hayat yolculuğunda; insanın bilhassa duygu ve düşünceleri, âdeta onun bineği, azığı ve benzeri yolculuk eşyasına benzer. Bu hayat yolunun bir de sarp yokuşları vardır ki bunlar, bilhassa yaş ilerleyip insanın her bakımdan sorumluluklarının kat kat arttığı zamanlara rastlar. Bu çağa geldiğinizde; sırtınızda lüzumsuz yükler, yoldan daha fazla sizi yoran arkadaşlar, ayağınıza dolaşan yanlış hayat alışkanlıkları asla olmamalıdır. 

 

O sebeple orta yaşlara gelmeden; insan, mutlaka nefsini tezkiye ve terbiye etmeli, duygu ve düşüncelerini sıkı bir elekten geçirmelidir. Hâce Ubeydullah Ahrâr -kuddise sirruhû- Hazretleri buyuruyor ki:

 

“Eğer, kalp huzuru, insanda sıhhatli ve genç iken meleke hâline gelmezse; ihtiyarlıkta, dimağ ve beden zâfiyetinin ortaya çıkması sebebiyle, bunun kazanılması daha da zorlaşır.”

 

Son zamanlarda; bütün dünyada, psikolojik sıkıntılarda büyük bir artıştan bahsedilmektedir. Her yaştan, her sosyoekonomik seviyeden insanda; bunalımlar, endişeler, vücut sağlığını da tehdit eder hâle gelen sıkıntılar artmaktadır. Bir yandan bu sahada türlü tedaviler ve terapiler piyasaya sürülürken; diğer yandan bunların yetersiz kalması veya yan etkilerinin ortaya çıkması, başka arayışları da beraberinde getirmektedir. 

 

Gün geçmiyor ki bu sıkıntıların altında yatan sebepleri teşhis etmek için kitaplar yazılmasın, fikirler ortaya atılmasın. İnsanı hasta eden otomatik düşüncelere, saplantılı duygulara, her duygu hâlinin altında yattığı hâlde farkına bile varılmayan inançlara dair bir sürü kitap çok satılanlar listesinde yer alıyor. İnternette de bu kitaplar ve fikirler üzerine videolara rastlamak mümkün. 

 

Bu kitaplar birçok zaman, psikolojik sıkıntılar için çocukluk çağına inme ve duyguların kaynağını ebeveynin duygu, düşünce ve davranışlarında bulma yoluna başvuruyor. Elbette bunlarda haklılık payı vardır. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de; 

 

“Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne-babası onu yahudi, hıristiyan veya mecûsî yapar.” (Buhâri, Cenâiz, 92) buyurarak çocuğun üzerinde anne-babasının tesirine dikkat çekiyor. Ancak aynı anne-babadan doğduğu hâlde; her biri farklı bir karaktere sahip olan, hayatta farklı tercihler yapan evlâtlar olabildiğine göre, herhâlde anne-babaları suçlu çıkarmakta da acele etmemek gerekiyor. 

 

Belki evet, insan evlâdı hayatta karşılaştığı bir duruma nasıl tavır koyacağını, ilk önce annesinin yüzüne bakarak, hattâ bakmasa bile beynindeki ayna nöronlarının aksetmesiyle kopyalıyor. Annesinden, ana diliyle beraber birçok otomatik düşünceyi de edinmiş oluyor. İlk terbiyesini alırken hem şuurlu hem şuur dışı olarak; birçok inanç, kabul, dünya görüşü iç dünyasına yerleşmiş oluyor. Böylece insan; hangi durumda, hangi duyguyu hissedeceğini, kendi varlığına ve her şeye hangi inançla bakacağını, hâdiseleri hangi otomatik düşüncelerle yorumlayacağını edinmiş, öğrenmiş oluyor. 

 

Bir çocuğun bembeyaz, tertemiz bir levha gibi rûhuna iz bırakacak her türlü davranışa çok dikkat etmek lâzım. O yüzden de çocuklarımızın anne-babasını seçerken, geleceğin anne-babalarını yetiştirirken çok îtinâ göstermek lâzım. Bilhassa zamanımızda… Herhâlde bu meseleleri; bütün sorumluluğu ebeveynlere yüklercesine değil, ama ebeveynleri şuurlandıracak şekilde ele almak daha doğru olur. 

 

Mü’minin hayatı, zahmetlerle, tehlikelerle dolu bir yolculuktur, öyleyse çocuklarımızı bu yolculuğa donanımlı hazırlamamız gerekiyor. 

 

Hayat tehlikelerle dolu bir yolculuk olunca; bu tehlikeli yolu iyi bir yol arkadaşı, güvenilir bir rehber, pusula, harita olmadan aşmaya kalkışmak uygun olmaz. Hele yol ayrımlarına gelindiği zaman; aldatıcı görüntülere aldanmayan doğru yolu seçmek için mutlaka yanınızda hem yolu iyi bilen hem de merhametle, sabırla, yolun sonuna ulaşıncaya kadar size kılavuzluk edecek bir rehber olmalıdır. 

 

Yol arkadaşlarınız da iki ayağın birbirine hem ayak uydurması hem yarışması gibi, yol boyunca size güzel refakat etmelidir. Yolda size gerektiğinde omuz vermeli, gerektiğinde kolunuza girmeli, gerektiğinde düştüğünüz yerden kaldırmalıdır.

 

Dînimizin emir ve nehiyleri; insanın iradesini kuvvetlendirecek, duygularını yönetme becerisi kazandıracak bir terbiye veriyor, böylece hayatın yokuşlu dönemlerine hazırlıyor. Günümüzde ise tam tersi; zaten acelecilik, dar gönüllülük, menfîlere temâyül gibi zaaflarla mâlûl olan insanı daha da zayıf hâle düşüren hayat alışkanlıkları, insanların duygu yükünü daha da ağırlaştırıyor. Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok! Bugün insanlar, bir sosyal medya sitesi bir müddet kapatıldı diye isyan edebiliyorlar. 

 

Gazzeli kardeşlerimiz bir yıla yakın zamandır büyük bir imtihan yaşıyor; ama ne çirkin hareketlere girişiyorlar ne de pes ediyorlar. Bu sabır, bu ahlâk, bu irade kuvveti nereden geliyor? 

 

Merhum şehid İsmail Haniye’ye iki evlâdı ve bir torununun şehid olduğu haberi verildiği sırada, sükûnetini nasıl koruduğu herkesin hâfızasında. Bir konuşma esnasında, merhumun babasının, asırlardır Kudüs şehrini de ziyaret eden hacılara hizmet etmeye kendini vakfetmiş, tasavvuf yolcusu bir ailenin evlâdı olduğunu öğreniyoruz. 1516 yılından sonra bölgeye yerleştirilen Bozoklardan bir ailenin soyundan gelen İsmail Haniye’nin çocukluğu, babasının müezzinlik yaptığı mescid ile zikir halkaları kurulan zâviyede geçmiş. Onun hayatı tam da bir mü’minin hayatı; dâvâ şuuruyla hizmetle, cihadla geçen bir hayat. 

 

Mü’min için bu dünya, gayret etme yeridir. Âhiret için çalışma, hazırlık yapma, sevap kazanma ve Allâh’ın rızâsını kazanma fırsatıdır. 

 

“Ey îmân edenler! Allâh’a karşı takvâlı olun! Herkes, yarın için ne hazırladığına bir baksın. Allah’tan sakının, Çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (el-Haşr, 18)