ÎMÂNIN KEMÂLİ İÇİN
Sami GÖKSÜN
Dünyanın ve âhiretin mutlak hâkimi, ezelî ve ebedî olan Allah Azîmüşşân’dır.
O Allah ki, âlemlerin Rabbidir.
O Allah ki, mülk ve saltanat O’nundur.
O Allah ki; emir verme, hüküm koyma, helâl ve haramı tayin etme salâhiyeti O’na aittir. Yaratan ve yaşatan, nimet veren ve onu alan, öldüren ve hesaba çekecek olan da O’dur.
O’dur insanı kâinâtın halîfesi kılan ve insanlara peygamberler gönderen, kitaplar indiren.
Bizi İslâm’la şereflendiren, Kur’ân-ı Kerim’le nurlandıran ve Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ümmeti olma saâdetine erdiren de ancak O’dur.
O hâlde;
•O’nu sevmek,
•O’na karşı kulluk vazifelerimizi yapmak,
•O’na hamdetmek,
•O’na şükretmek ve
•O’nu zikretmek her müslümanın başlıca vazifesidir.
Allah’tan uzak kalan bir kulun, dünyada da âhirette de huzur bulması mümkün değildir.
Bunun içindir ki;
Yüce Rabbimiz şerefli kitâbımız Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
“Onlar, o îmân eden kimselerdir ki; Allâh’ın zikriyle kalpleri huzura kavuşmuştur.
Dikkat edin;
Kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzura kavuşur.” (er-Ra‘d, 28)
Sevgi, gönlümüzün zevk aldığı herhangi bir şeye yönelmesidir. Seven, sevdiği ile her hususta bir ve beraber olur. Seven, sevdiğinin yolundan gider.
Yüce dînimize göre;
Dünyada gerçek sevgi yalnız Allah için olan sevgidir. Allâh’ın sevdiğini sevmek, Allâh’ı sevmektir. Allâh’ı sevmek, O’nun emir ve yasaklarına uygun olarak yaşamaktır.
Allâh’a karşı kulluk vazifesini yapmayan bir kimse, gerçek mânâda Allâh’ı sevmiyor demektir. Allâh’a isyan eden, O’nun haram kıldığı şeyler içinde yüzen bir kimse; Allâh’ı sevememiştir. Dünyada O’nu sevmeyen kimse, âhirette O’nu göremeyecektir.
Âhirette en çok mesut olanlar, Allâh’ı çok sevenler olacaktır.
Allâh’ı seven, yüce dînimiz İslâm’ı sever.
O İslâm ki, Allah O’nu sevmiş ve insanlığa yegâne kurtarıcı olarak göndermiştir. Allâh’ı seven, Kur’ân’ı sever. O Kur’ân ki, Allâh’ın kanunudur. Allah O’nu sevmiş ve insanlığa şifâ olarak indirmiştir. Kur’ân’a uygun yaşamayan kimsenin; «Allâh’ı seviyorum!» demesi boşunadır. Boş ve ispatsız bir iddiadan ibarettir.
Allâh’ı seven, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz’i de sever. O, Allâh’ın Rasûlü’dür.
O Allâh’ın Rasûlü ki, Allah Teâlâ O’nu insanlığa tek önder olarak göndermiştir. Peygamber Efendimiz’e itaat etmek Allâh’a itaat etmektir. Peygamberimiz’i sevmek ise, adım adım O’nun izinden gitmekle mümkün olur. Onun içindir ki yüce Mevlâ’mız Kur’ân-ı Kerîm’inde şöyle buyurmaktadır:
“Kim Peygamber’e itaat ederse, muhakkak Allâh’a itaat etmiş olur.” (en-Nisâ, 80)
Âl-i İmrân Sûresi’nin otuz birinci âyetinde ise yüce Rabbimiz bizlere şöyle buyuruyor:
“(Habîbim!) De ki:
«−Eğer siz Allâh’ı seviyorsanız, bana tâbî olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafûr’dur ve Rahîm’dir.»”
Allah ve Rasûlü’nü her şeyden çok sevmeyen kimse kâmil bir îmâna sahip olamaz. Sevgili Peygamberimiz hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Allah ve Rasûlü, kişiye başkalarından daha sevgili olmadıkça, sizden biriniz îmân etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 6-7; Müslim, Îmân, 70)
“Ben ona, evlâdından, ana-babasından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça, sizden biriniz îmân etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 8)
Başka bir hadîs-i şeriflerinde ise şöyle buyurmaktadır:
“Bir kimsede şu üç haslet bulunursa, îmânın lezzetini duyar:
•Allah ve Rasûlü kendisine başkalarından daha sevgili olmak.
•Sevdiği kimseyi, yalnız Allah için sevmek.
•Allah onu küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi kötü görmek.” (Buhârî, Îmân, 14)
Öyle ise;
Olgun bir müslüman, gönlünde Allah ve Rasûlü’nün sevgisinden daha üstün bir sevgi taşıyamaz.
O bilir ki;
Allah ve Rasûlullah sevgisinin önüne başka sevgiler geçirmek, onları her şeyden daha çok sevmemek bir müslüman için tehlikelerin en büyüğüdür. Bu hakikati Cenâb-ı Hak şöyle beyan buyurmuştur:
“(Habîbim!) De ki:
«−Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, soylarınız, kazandığınız mallar, geçersiz olmasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşunuza giden meskenleriniz, size Allah ve Rasûlü’nden ve O’nun yolundaki bir cihaddan daha sevgili ise, artık Allâh’ın emri gelinceye kadar bekleyin!»
Allah fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.” (et-Tevbe, 24)
Muhabbetin bu derecesini en iyi anlayanlardan biri olan Yaman Dede, Rasûlullah aşkını ne güzel ifade eder:
Yanan kalbe devâsın Sen, bulunmaz bir şifâsın Sen!
Muazzam bir sehâsın Sen, dilersen rû-nümâsın Sen!
Habîb-i Kibriyâ’sın sen, Muhammed Mustafâ’sın Sen!
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlâllah!..
Gül açmaz, çağlayan akmaz, ilâhî nûrun olmazsa,
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa,
Firâk ağlar, visâl ağlar, ezel mesrûrun olmazsa;
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlâllah!..
Hulâsa;
Gönüllerimizi Allah ve Rasûlullah sevgisiyle doldurmak; «Ben müslümanım!» diyen bütün insanlar için muhakkak yerine getirilmesi gereken bir vazifedir. Kalplerimizi Allâh’ın zikriyle huzura erdirmeliyiz.
Allâh’ı ve Rasûlullâh’ı, dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha çok sevmenin bir îman borcu olduğunu bilmeliyiz. Allah ve Rasûlü’nü sevenleri, Kur’ân-ı Kerîm’i okuyup anlayanları ve yaşayanları, İslâm’ı hayatının merkezine alarak yaşayanları sevmenin, Allâh’ı sevmek olduğunu unutmamalıyız. Sevdiğimizi de yalnız Allah için sevmeliyiz.
Rabbim, bizlere bu sevginin hakikatine erebilme bahtiyarlığını ihsân eylesin inşâallah.
Âmîn…